ÖLÜM KORKUSU VE GERÇEKLİK ÜZERİNE NOTLAR – Abdusselam Gök

ÖLÜM GERÇEĞİ

Peygamberiz صلى الله عليه و سلم den Sahihte varid olduğu üzere, Hz. Âişe’nin rivayetine göre Resûlullah zaman zaman Cennetü’l-bakī‘a (Baki Mezarlığa) gider ve orada medfun bulunanlara dua ederdi.1 Hemen hemen her gece Peygamberiz صلى الله عليه و سلم ölümü hatırlamak için bu mezarlığa gidiyor. Burada hem ölümü hatırlıyor. Hem de orada bulunan müslümanlara dua ederekten onlara faydalı olmaya çalışıyor du.

Buradan net anlışılıyor ki ölümü hatırlamak nefsi ıslah etmek için önemli bir meseledir. Bu nedenle bugün bu konuyu işleyeceğiz in şa Allah, nefsimizi ıslah etmek için ölümü hatırlıyacağız. Bakınız tâbiînden Said bin Cübeyr Rahimehullah ne der:

 

قال سعيد بن جبير : لو فارقَ ذكر الموتِ قلبي ؛ لخشِيتُ أن يَفْسَدَ قلبي

Eğer ölümü hatırlamak kalbimden ayrılsa, kalbimin bozulmasından korkarım.2

Yine Rabi Bin Hayrem olumun aklından çıkmaması için evinin içinde bir mezar kazdırmıştı. Günde bir kaç defa oraya iner, yatar ve sonra kalkar. Der ki: Olum aklimdan çıkınca kalbim bozulur.3

Rabbim bizleri sürekli ölümü zikredip hatırlayanlardan eylesin.

Degerlı dostlarım,
Mevt arapça bir kelime olup. bir fiilin mastarıdır. مات يموت موتا
Ragib el Isfehani Mufredat adli eserinde mevt kavramını soyle tarif eder: Canlılık kuvvesinin ortadan kalkışı ve ruhun bedenden ayrılışı.4 Bildiğiniz gibi her mahlukat gibi insanoglu da sınırlı bir ömre sahiptir. Yani Allâh’ın takdir etmiş olduğu ömür sona erdiğinde, her insan Allâh’ın izniyle ölümü yaşar. Ondan başka her şey ölümlüdür. İnsan için eğer ölümden kurtulup, dünyada sonsuza kadar yaşamak mukadder olsaydı, hiç şüphesiz buna en layık olanlar Allâh’ın sevdiği kulları Peygamberleri olurdu. Oysa âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimiz bile bu dünyadan ahiret yurduna göçmüştür. Müşriklerin, Peygamberimizin ölümünü temenni etmeleri üzerine ölümün kimseye ayrıcalık yapmayacağını vurgulayan şu ayet nuzul etmiştir:

إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ
“Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler”5

Bu ayet değerli kardeşlerim, Ebu Bekr Es Sıddık Radıyallahu anh ın Rasulullahın vefatı esnasında delil gösterdiği ayetlerdendir. Böylelikle insanlar onun kesin olarak öldüğünü anlamış oldular.

Bu ayetin manasına bizlere kaçınılmaz olarak bu dünya yurdundan taşınacağımızı haber veriyor. Ahiret yurduna da yüce Allahın huzurunda bir araya gelip toplanacağız.

Başka bir ayet de ölüm gerçeğinin herkese uğrayacağını ifade etmektedir.

. وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفاَئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ
Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?6

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.”7

Demek ki insan hayatının belli bir süresi vardır. Bu sürenin sona ereceği vakte ayetlerle de anlaşıldığı gibi ecel adı verilmektedir. Eceli gelen herkes ölecektir. Nitekim daha öncede zikrettiğimiz. gibi Allahın bütün mahlukatları fanidir. Her yaratılışın başlangıcı olduğu gibi mutlaka sonu da vardır. Her doğan, daha doğarken ölüme namzet olarak doğmaktadır. Bu ilahi bir kanundur, istisnası da yoktur. Zikrettiğimiz bu ecel bir gün bizim de kapımıza gelecek ve kapımızı çalacaktır. Kapımız çalındığında, ölüme “şimdi değil, başka zaman gel” deme imkanımız da asla olmayacaktır. Ecel geldiği zaman ne bir an geri kalır; ne de bir an ileri gider. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌ فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ لَايَسْتَاْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Her toplum için takdir edilmiş belli bir ecel vardır. Bu ecel geldiğinde artık onu ne bir an geciktirebilirler, ne de bir an öne alabilirler.8

Abdullah bin Salebe diyor ki: Sarınacagın kefen belki şu anda örülmüş durumda. Sen ise hala gülüyor ve oynuyorsun.9

Bu tip ayetlerden de anlaşılacağı gibi, ecel kaçınılmaz bir son, acı da olsa apaçık bir gerçektir.. Umulmayan bir zamanda aniden gelir. Rivayet edildiğine göre Enes b. Mâlik (ı.a.) demiştir ki:

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: خَطَّ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَطًّا وَقَالَ: هَذَا الْإِنْسَانُ، وَخَطَّ إِلَى جَانِبِهِ خَطًّا وَقَالَ: هَذَا أَجَلُهُ وَخَطَّ آخَرَ بَعِيدًا مِنْهُ فَقَالَ: هَذَا الْأَمَلُ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ، إِذْ جَاءَهُ الْأَقْرَبُ. (جامع الأصول)
Enes b. Malik ten “Resûlullah (s.a.v.) (yere) bir çizgi çizdi ve: “Bu insandır.” buyurdu. Sonra onun yanına bir çizgi daha çizerek: “Bu da ecelidir.” buyurdu. Ondan daha uzağa başka bir çizgi çizdi ve şöyle buyurdu: “Bu da emelidir. İşte insan bu hâlde iken (yani emeline kavuşamadan) ona daha yakın olan (eceli ansızın) geliverir.”10

Şeytan pek çok insanı önünde uzun bir ömür varmış gibi göstererek aldatmış ve bahtsızlığına sebep olmuştur. Takip eden yıllarda geleceğe dair planlar kurarlar, bütün düşüncelerini bu yılları karşılamak için yoğunlaştırırlar ve bu emeller ölümü ve ahireti unutturur. Ölümü hatırlamaz olurlar. Bir gün hatırsalar bundan sıkılırlar. Zira bu onun tadını kaçırır ve hayatı çekilmez kıldığını zanneder.

Ali bin Ebi Talip derdi ki: Tul-i Emel ahireti unutturur!

Demekki dostlarım emelleri kısmak salih amelleri ortaya çıkarır. Ömrün vakitlerini değerlendirmeye iter. Emeli uzun olanın ise ameli zayıf olur. Nefesler sayılı, günlerimizde takdir edilmiştir. Gecen vakit bir daha dönmez.

Hasan Basrıye: Gömlegını yıkasan daha iyi olmazmi dediler. O da: Benim ondan daha muhim yapacağım işler var.11 Bu zikrettiğimiz uzun ve kısa emellerde insanlar farklı farklı derecelere ayrılır.

A- Bazı insanlar vardır ki, devamlı olarak yasamak, dünyada kalmak ister ve bunu arzular. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:

يَوَدُّ اَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ اَلْفَ سَنَةٍۚ
“Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister.”12

B- Bir kısım insanlar vardır ki, ihtiyarlayıncaya ve en çok yaşayan insanlar kadar yaşamayı arzular. Buda dünyayı çok seven insanlar zumresine girer. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

لاَ يَزَالُ قَلْبُ الْكَبِيرِ شَابًّا فِي اثْنَتَيْنِ فِي حُبِّ الدُّنْيَا، وَطُولِ الأَمَلِ
“İhtiyar adam, yaşlılığı nedeniyle ayrılsa bile, dünyayı arama sevgisi ve tul-i emelde gençtir”13

C- Bir kısım insanlar ise, bir yıl daha yaşamak ister ve bu bakımdan daha ilerisi ile meşgul olmaz. Çünkü gelecekte sağ kalacağını düşünmez. Bu yüzden de kış için yazın, yaz için de kışın hazırlanır. Bir yıllık nafakasını sağladı mi gerisi onu ilgilendirmez. Artık ibadeti ile meşgul olmaya başlar.

D- Bir kısım insanlar da, bir kış veya bir yaz yaşayacağını sanır. Bu yüzden de kışta ise yaz için, yazda ise kış için nafaka peşinde koşmaz.

E- Bir kısım insanların yaşamak için olan ümitleri yirmi dört saatlik bir zamana iner. O, yarın yaşayacağından emin olmadığı için, yarınını düşünmez. Hz. İsa (a.s.) bu hususta şöyle demiştir: “Yarınınızı düşünmeyiniz. Eğer yarına kadar ömrünüz varsa, rızkınız da beraberinizdedir. Eğer yarına ulaşamayacaksanız, âlemin rızkı için uğraşıp durmayin.”14

F- Bir kısım insanlar da, bulunduğu saatten daha ileri geçemeyeceğini düşünür. Bu hususta Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)
şöyle buyurmuşlardır: “Ey Abdullah! Sabahladığın vakit akşama çıkacağını, akşamladığın vakit de sabaha çıkacağını düşünme.”15

G- Bir grup var ki, bir saat dahi beklemez. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) bir saat geçmeden suya varabileceği halde teyemmüm ederek şöyle buyurdu: “Bilemem, belki de suya yetişemem.”16

H- Bir kısmı da ölümü bir an bile unutmaz. Sanki ölüm boğazını sıkmaktadır. Sürekli ölümü bekler, Veda etmek ister gibi namaz kılar. Peygamberimiz (s.a.v.), Muaz bin Cebel’e imanın hakikatini sorduğunda Muaz (r.a.) şöyle dedi: “Her attığım adımın arkasından gelen ikinci adımı atamayacağımı sanırim.”17

el-Esved geceleyin namaz kıldığında, sağına soluna bakıyordu. Sebebini sorduklarında şöyle dedi: “Ölüm Meleği’ne bákıyorum. Acaba hangi taraftan bana gelecek!”18

Görüldüğü gibi insanlar kısa emel beslemek hususunda değişik derecelere sahiptirler. Kısa emelli olmanın belirtisi, amelde acele etmektir. Kısa emelli olan için ölüm her an gözünün önündedir.

 

Emevi halifelerinden Süleyman bin Abdulmelik, Seleme bin Dinar’a sordu: “Ey Ebû Hazım, neden ölümden hoşlanmıyoruz?

Seleme: ” Çünkü ahiretinizi harap, dünyanızı ise mamur ettiniz. Mamur bir yerden harap bir yere taşınmaktan hoşlanmıyorsunuz.” deyince ” Doğru söylüyorsun” diye cevap verdi.19

Her canlı Allâh’ın izniyle yaşar ve ölür. Yaşaması ve ölmesi insanın kendi elinde değildir. Bu hususta Yüce Allâh’ın iradesine, kullarının üzerindeki rububiyetine kimse karşı çıkamaz. O, bir kimsenin ölümüne hükmetmiş ise bu ferman yerine gelir. Yüce Allâh’ın ölüm hükmünde asla bir sapma olmaz. Görevli melekler ise görevlerini kusursuz yerine getirirler. Zira Allâh AC şöyle buyurur:

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتّى اِذَا جَاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
“Allâh kullarının üstünde mutlak hakimiyet sahibidir. Yani her şeyi kudret ve tasarrufu altında tutan. Üzerinize de koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde asla kusur etmezler.”20

Zemahşeri Keşşaf adlı meşhur tefsirinde bu ayette zikredilen yuferritun kavramı hakkında der ki: Yuferritun hem şeddeli hem de şeddesiz olarak (yuferritün ve yufritün]okunmuştur. Tefrit, “gevşek olmak, sınırdan geri durmak”; ifrât ise “sınırı aşmak” demektir. Mâna, “o melekler emredildiklerini eksik yapmazlar” yahut “emredildiklerinin fazlasını yapmazlar” şeklindedir.21

Ölüme Çare Yoktur
Bedenden ayrılan ruhun tekrar oraya iadesi insan gücünün dışında olan bir şeydir. Bir adam Ka’ba: İlacı olmayan hastalık hangisidir? diye sorunca, Kab: Ölüm karşılığını verdi.22 Bir zamanlar dünyayı titreten, dünyalara sığmayan, her türlü güç, kuvvet ve makama sahip olan insanlar ölüp toprak olmazlardı. Onlar da sıradan her insan gibi ölüm gerçeği karşısında boyun eğmezlerdi. Bu yüzden Seleften El-Memun kuma uzanıp derdi ki: Ey Saltanatı gitmeyen allah! Saltanatı gidene merhamet et!23 İste Ölüm bir bakıma insanlar arasında mutlak eşitlik sağlamaktadır. Allahın kudretine boyun eğmeden yaşayabileceklerini sananlara Allah Kuran dili ile şu sarsıcı ifadeleri yöneltiyor:

فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
“Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! Oysa siz o zaman bakıp durursunuz. Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.”24

Şu ayet de yine ölüm gerçeği ve ilahi kudret karşısında insan oğlunun aczini, bu gerçeği dikkate almayan bir hayat tarzı sürenlerin karşılaşacakları zor durumları dile getirmektedir:

كَلَّا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِىَ . وَقيلَ مَنْ رَاقٍ . وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُ . وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ . اِلى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ.
“Hayır, can boğaza dayandığı, “Kimdir (bunu) iyi edecek?” dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş Rabb’inedir.”25

Bu ayetler ışığında bir daha vurgulayalım ki, ölümden kaçış yoktur. Her canlıya mutlaka ölüm uğrayacaktır. Belki uyurken yatakta, belki işyerinde çalışırken; belki bir hastalık belki de bir felaket sonucu insanı ölüm yakalayabilir. Bu gerçeği göre göre insan ya ahireti inkar ederek, ya da amaçsız bir hayatı yaşayarak, ölümü adeta yok saymış, ondan kaçma (!) yollarını aramıştır. Fakat bütün bu çabalar, kişinin kendini kandırmasından, oyalamasından ibarettir. Ne yazık ki bu gibi insanlar ölümle yüz yüze geldiklerinde bunun farkına varırlar. Nitekim Cenâb-ı Allâh şöyle buyurmaktadır:

وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذلِكَ مَاكُنْتَ مِنْهُ تَحيدُ
“ Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona: ‘İşte bu senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir”26

Bu konuda şu ayetlerin mesajı daha da açıktır:
قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاقيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
“De ki; Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybıda, görünen alemi de bilen Allâh’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.”27

Suleymani Darani Ummu hirvene sordu ki? Olumden hoslanir misin? Kadin? Hayir Hoslanmam der. Suleyman da ona sebebini sorunca. O da soyle cevap verir: Bir kisiye karsi bile olsa ufak bir hata islemis olsam, onun yuzune bakamam. Allaha karsi bu kadar isyandan sonra olmeyi nasil severim??28

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ فى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍ …
“Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size ulaşacaktır…” 29

Ebedi Yolculuğa Başlarken
Ölüm yok olup, gitmek değildir. Ölüm, fena aleminden beka alemine bir intikaldir. Ölüm, bir evden diğer bir eve, bir şehirden başka bir şehre yapılan sade ve basit bir göç de değildir. Ölüm anı, fena ile bekanın kesiştiği kritik, endişe verici bir andır. Çünkü insan artık ebedi olan hayatına intikal ediyor. Fudayl b. İyad öleceği zaman ne derdi: Vah yolun uzaklığına! Vah azığın azlığına!30 Çaresizlik ve ölüm sıkıntısı içerisinde ne yapacağını kestiremediği bir sırada bu çaresiz yolcuya etrafında bulunan yakınlarının veya her hangi bir kardeşinin, rahatsız etmeksizin kelime-i tevhit söyleyerek yardımda bulunması ona büyük bir âhiret armağanı olacaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz;
لَقِّنُوا مَوْتَاكُمْ لاإلَهَ إَّﻻ اللّهُ
“Ölülerinize (ölmek üzere olan hastalarınıza) kelime-i tevhidi telkin ediniz.” buyurmaktadır.31

Hz. Aişe’den rivayet olunduğuna göre, Peygamberimiz (s.a.v.) son hastalığında yanlarında bir kap içerisinde su vardı. Peygamberimiz (s.a.v.) mübarek ellerini suya daldırıp yüzüne sürüyor ve şöyle diyordu:

لآ إله إلا لله إن للموت سكرات
“La ilahe illallah (Allah’tan başka tanrı yoktur): Muhakkak ölümün sekeratı vardır ”32

Fatıma annemiz Onun bu halini görünce diyor ki: 
وَاكَربَ أَبَتَاهُ
Vah benim babamın çektiği sıkıntılara, Vah benim babamın çektiği acılara.
Peygamber SAV ona dönüp diyor ki:

ليسَ علَى أبِيكِ كَرْبٌ بَعْدَ اليَومِ
Bugünden sonra artık senin babanın karşılaşacağı hiç bir sıkıntı/zorluk yoktur.33

Ölüm sarhoşluğunun elemini ancak tadanlar hakkıyla bilir. Canın çıkması doğrudan ruhu kaplayan bir acıdır. O girmedik bir parça bırakmadan ruhun bütün parçalarına yayılır, vücudun derinlerine kadar dağılır. Can çıkmasının acısı bütün ruha sirayet eder. Çünkü bütün damarlar, eklemler, kaslar ve her kılın ucundan çıkarılan o ruhtur. Artık bunun acısından sorulmaz. Bu yüzden ölüm acısı, kılıç darbesinden, testere ile biçilmekten, makasla, doğranmaktan, da şiddetlidir demişlerdir.

Çünkü bütün bunların acısı, bedenden ruha sirayet ederek olur. Peki, bizzat ruhu ilgilendiren acı nasıl olur? Dayak yiyen bir kimsenin feryat edip yardım isteyebilmesi, kalbinde ve dilinde kalan kuvvet sebebiyledir. Ölünün böyle feryat edemeyişi, acı ve sancının her tarafını kaplamış olup kendisinde yardım isteyecek derman kalmadığındandır.

Akıl da karışır, dil de tutulur, azalar kuvvetten düşer. Feryat etmek ve yardım dilemek ister ama bunlara imkanı yoktur. Şayet biraz dermanı varsa canı çıkarken göğsünden ve boğazından bazı hırıltılar duyulur. Rengi yaratılışının aslı olan toprak haline döner. Gözleri tavana dikilir, dudakları sarkar, dil içeri çekilir. Acı içine ve dışına yayılır, parmakları morarır.

Düşün bir kere! Sen can çekişmektesin. Ölümün sıkıntısı, acısı, sarhoşluğu, gam ve istırabıyla boğuşmaktasın. Ölüm meleği ayağından itibaren ruhunu çekmeye başlamış. Bu çekişin acısını ayağının ta ucundan hissetmektesin. Sonra bu çekiş
aralıksız devam eder. Can çekişme kızışır. Ruh aşağıdan yukarya olmak üzere bütün bedeninden çekilir. Acı doruğa ulaşmıştır. Ölümün sıkıntıları bütün bedenine yayılmıştır. Kalbin, ve üzüntü içindedir. Rabbinden gazab veya hoşnutbuk müjdesini gözleyip beklemektedir. Canını almakla görevli melekten bu iki haberden birini almaktan başka bir ihtimal
olmadığını anlamışsındır.34

Ölüm Meleğinin Görünüşü

İşte sen böyle gam, tasa, ölüm acısı ve şiddetli üzüntü icerisinde Rabbinden iki müjdeden birini beklerken, birden bire ölüm meleğinin çehresiyle yüz yüze gelirsin. Bu çehre ya en güzel veya en çirkin bir manzara arzetmektedir. Bedeninden ruhunu çekip çıkarmak üzere elini ağzına doğru uzatırken ona bakıyorsun. Bu hâle düşmekten ve ölüm meleğinin yüzünü görmekten dolayı nefsin zillete bürünmüştür. Ondan nasıl bir müjdeyle ansızın karşılaşacağını merak edip duruyorsun. Birden bire onun sesini duyuyorsun. Sana: “Allah’ın rıza ve mükâfatıyla sevin, ey Allah’ın dostu!” veya “O’nun gazab ve azabıyla sevin (!) ey Allah’ın düşmanı!” haberini alıyorsun.

Çekilen bir damarın vücuda verdiği acı nasıl olur? Peki, bütün damarlardan ruh çekilince acı nasıl olur? Yavaş yavaş bütün azalar ölemeye başlar. Önce ayaklar, sonra diz ve baldırlar soğur. Can boğaza gelinceye kadar her parça için acı üzerine acı ve elem üzerine elem vardır. İste o zaman ailesinden ve dünyalıktan gözünü çeker, kimseye bakamaz olur. Tevbe kapısı da artık ona kapanmıştır. Hasret ve pişmanlık onu kuşatır.35

Bu yüzden Peygamber: Allahım bana ölüm sekeratını kolaylaştır derdi.

Dönüşü olmayan bu yolculuğa çıkan kimsenin bazı perde ötesi hallerini Peygamber Efendimiz şöyle açıklıyor:

“Cenaze tabuta konulup erkekler omuzlarına yüklendiklerinde o cenaze iyi bir kişi ise: Beni acele olarak gideceğim yere ulaştırınız, der. Eğer o cenaze kötü bir kişi ise: Eyvah! Bu cenazeyi nereye götürüyorsunuz, diye feryat eder. Cenazenin bu feryadını insandan başka her şey işitir. Eğer insan bu feryadı duysaydı, dayanamayarak bayılırdı”.36

Tabut dediğimiz o daracık sandık, lisanı halleriyle çok şey haykırmaktadırlar. İşte kabına sığmayan, hiç ölmeyecekmiş gibi bir hayat süren, mal ve mülk sevdasına kapılıp, ölümü kendine hiç yakıştıramayan o adam, her şeyini geride bırakmış, bir kefen bezine bürünmüş o daracık mekana sıkışmış gidiyor. 

Selahaddin’in ölüm ânı ile anlattığı olaydır; “Selahaddin ölüm döşeğindeyken sancaktarını yanına çağırtarak ona, kefeninden bir parçayı mızrağının ucuna takarak Dımaşk’ı dolaşmasını ve yüksek sesle, bütün doğunun tek hükümdarının mezarına bu bez parçasından başka bir şey götürmediğini ilan etmesini istedi” der..

Sevenlerinin omuzlarında yol alıyor olması, biraz sonra varacağı yerde, mezarda karşılaşacağı durumlar için bir gösterge değil. İbretle bakan gözler bu durumda neler görmez ki: “Orada durumu ne olacak? Tabutun içinde olmakla, dışında olmak arasında ne kadar mesafe var? Çoğu insan gibi o da ölümü kendine yakıştıramıyordu. Daha dün bizimle idi. Konuşuyor, gülüyor, geziyor, çalışıyordu. Şu anda ebedi yolculuğa çıktı.Şu anda onun yerinde benim olmamam için elimde hangi güç var? Tek şansım, halen hayatta olmam. Bu da bana bir silkelenme, hayatı ve ölümü aynı pencereden gören tedbir alma fırsatı tanıyor”

Hasan Basri )R.a), bir ölüyü defnettikten sonra mezarın başına oturdu.Yanında kalan adama dönüp dedi ki:
Bu adam öldü şayet şimdi dirilse sence ne yapar? Adam dedi ki: Şayet dirilirse hemen tövbe eder, namaz kılar, oruç tutar (kadınsa tesettürü kuşanır, tesettürü bozuksa düzeltir), haramlardan uzak durur ve her türlü hayrı yapardı. Hasan Basri (R.a)adama dedi ki: “Ondan geçti artık bari senden geçmeden kalk ve dediklerini yap..”37

Çevresindeki ölümlerden veya kendinden önceki ölülerden ders almayan için verilebilecek hiçbir ders yoktur. Kuranın şu temel çağrısı ne kadar ufuk açıcıdır:
فاعتبروا يا اولى الالبصا ر
“Öyle ise, ey basiret sahipleri, ibret alın.38

Kuranın bu mesajı açık. Ne var ki, ibret alma konusunda daha fazla hassasiyete ihtiyacımız var.. Zira gaflet ve tul-u emel bu anlamlı sesleri işitmeye ve bu mesajlardan ders almaya engel olmaktadır.
Hz. Ali (r.a);
الناس نيام فاذا ماتو انتبهوا
“İnsanlar uykudadırlar, öldüklerinde uyanırlar.” buyuruyor.39

Hz. Alinin bu değerli sözünde belirtildiği gibi, öldükten sonra uyanmanın; “eyvah” demenin hiçbir faydası yoktur. Ölmeden önce uyanmak, hesaba çekilmeden önce nefsi hesaba çekmek gerekir. Zira inanan kişi ölümün, âhiret yolculuğuna bir başlangıç olduğunu bilir ve ölüm sonrası için hazırlık yapar.

Peygamber Efendimiz:
اَلْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ
“Akıllı kimse bu dünyada kendini sorgulayan ve ölüm sonrası için çalışandır.” buyurur.40

Hz. Ömer (r.a.) in şu uyarısı da ölüme hazırlık konusunda bize yeni bir bakış açısı kazandıracak niteliktedir.
حاسبوا انفسكم قبا ان تحاسبوا و تزينوا للعرض الاكبر و انما يخف الحساب يوم القيامة على من حاسب نفسه في الدنيا
“Hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekiniz. Kendinizi en büyük buluşma için hazırlayınız.Kıyamet gününde hesap, ancak dünyada kendini sorgulayanlar için kolay olur.”41

Herkesin mutlaka bir gün sonsuz yolculuğa çıkacağı,
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ “Her nefis ölümü tadacaktır” 42

ayetiyle insanların dikkatine canlı bir tablo gibi sunulmaktadır. Eceli gelenlerin ölüm köprüsünden teker teker geçtikleri her zaman görülmektedir. Akıl sahibi kişinin bu sonsuz yolculuğu inkar etmesi mümkün değildir.

Ölümü Hatırlamak ve Hazırlık Yapmak:
“Dün” hatası ve sevabıyla geçmiştir. Geçen günleri geri getirmek mümkün değildir. Yarının ise ne olacağı belli değildir. Yarını yaşayacağımıza dair bir garantimiz de yoktur. Gün bugün; saat bu saat; an bu andır. İnsan ancak içinde bulunduğu anı değerlendirme imkanına sahiptir ve bu anı fırsat bilerek âhiret için hazırlık yapmak durumundadır.
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ “Her nefis mutlaka ölümü tadacaktır” Öyleyse sonsuz yolculuğa çıkacağı kesin olduğu halde inanan bir kişinin hazırlık yapmaması hiç düşünülebilir mi? İnsanı aldatan sonu gelmez emellerden ve ölçüsüz dünya sevgisinden kurtulmanın tek yolu; en büyük vaiz olan ölümü hatırdan çıkarmamaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz,
أكْثروا ﺫ ﻛﺮهَاذِ ﻡﺍﻟﻟﺬﺍﺕ
“Ağız tadını bozan ölümü çok hatırlayınız” buyurmaktadır.43
Cennetle müjdelenen on sahabi arasında yer alan Hz. Ömer’in, yüzüğünün kaşına,
بالموت واعظا يا عمر كفي
“ Ölüm sana vaiz olarak yeter, ey Ömer!” hadis-i şerifini yazdırmış olması ibret verici ve ilgi çekicidir.44

İnsanlar üç bölümdür:

1) Tamamen Dünyaya Dalıp Gidenler,
2) Yeni Tevbe Eden ve Hakk’a Yönelenler,
3) Kemale Erenler.

1) Dünyaya Dalmış Olanlar: Ölümü hatırlamazlar, hatırlasalar bile dünyadan nasıl kopacaklarına üzüldükleri için hatırlarlar. Bu sebeple ölümü zemmederler. Bu kimselerin bu gaye ile ölümü hatırlamaları, kendilerine Allah’tan (c.c.) uzaklaşmaktan başka bir fayda temin etmez.

2) Daha Yeni Tevbe Edenlerin Durumu: Onun ölümü daha çok hatırlaması, tevbeye devam etmesi ve korkusunun artması için gereklidir. Arasıra ölümden korkmuş olması, tevbesini tamamlayamadan ve lazım gelen azığı almadan duyduğu korku
sebebiyle olması mümkündür ki, bu husus da mazur görülebilir. Bu gaye ile ölmekten hoşlanmayan kimse Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğu kimselerden olamaz;
“Allah’a kavuşmayı kötü gören kimseyi Allah da kötü görür.” Çünkü bu adam Allah’a (c.c.) kavuşmayı kötü
görmediği gibi, ölmeyi de kötü görmüyor. Kusurlarını ve eksiklerini gidermeye çalışıyor. Bu aynen, sevdiğine kavuşabilmek, onun hoşuna gidecek şekilde giyinip hazırlanabilmek için zaman kazanmak isteyenlerin hâline benzer. Bu, kavuşmayı kötü görüyor ve kavuşmak istemiyor anlamına gelmez. Bunun alameti de devamlı ona hazırlıkla meşgul olmaktır. Böyle olmazsa o kimse dünyaya bağlanmış demektir.

3) Kemale Erenler, Ariflerin Durumu: Onlar devamlı olarak ölümü anarlar. Çünkü ölüm onun nazarında sevgiliye kavuşmak vaktidir. Seven kimse sevgilisiyle buluşacağı günü hiç aklından çıkarabilir mi? Asla! Oyle ki, geç kalması onun canının sıkılma sına yol açar. Bu isyan mahalli olan dünyadan bir an önce kurtulmayı ve Allah’a (c.c.) kavuşmayı ister. Hatta ona can atar.

Bu yuzden Muhammed ibn Sirin Rh bulundugu yerde olumden soz edildigi zaman adeta odun kesilir ve butun uzuvlari sanki olmus gibi donar kalirdi.45

 

Ölüm gelmeden önce ölün için hazırlık yapmayı hidayet alameti sayan Peygamber Efendimiz, Abdullah b. Ömer’in omzundan tutarak onun şahsında bütün inananlara şöyle nasihat etmektedir:

كُنْ في الدُّ نْيَا كأنَّكَ غريبٌ أو عابرُ سبيل وعُدَّ نفسكَ فى أهل القبور
“Dünyada sanki gurbette imiş gibi veyahut yolculukta bulunuyormuş gibi ol. Kendini mezarlıktakilerden kabul et.”46

Gurbette yaşayan bir yabancı, orada kalıcı olmadığının farkındadır. O, oranın daimi sakinleri gibi hareket etmez. Geçici olarak bulunduğu o mekanın makam ve mevkii; mal ve mülkü kendisini fazla ilgilendirmez. O, daha ziyade döneceği asıl vatanını düşünür. Hazırlıklarını, birikimlerini ona göre yapar. Ona endeksli olarak çalışır, çabalar. O, geçici hayata takılıp kalmanın, kaçınılmaz yolculuk sununda kedini içinde bulacağı ebedi hayata zarar vereceğinin bilincindedir.
Allâh’ın elçisinden (s.a.v.) bu öğüdü alan İbn-i Ömer (r.a.) şöyle der:

وكان ابن عمر رضى اللّه عنهُما يقولُ: إذَا أمْسَيْتَ ﻓﻼ َتَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وإذَا أصْبَحْتَ ﻓﻼ تَنْتَظِرِ المسَاءَ، وخُذْ منْ صحّتِكَ لمرضِكَ، ومنْ حياتِكَ لموْتِكَ
“ Akşamlayınca sabahtan bahsetme. Sabahladığın zaman da kendine akşamdan söz etme. Hastalanmadan önce sıhhatinden, ölümünden evvelde hayatından faydalan”47

Ömür su gibi akıp gitmektedir. İnsan her an yavaş yavaş ölüme yaklaşmaktadır. Ahiret hazırlığı için tanınan süre geçip tükenmektedir. Bu gerçekleri bilen mümin, kulluk görevlerini doğmayacak bir günün sabahına bırakmaz. Dünyanın çalışma, ahiretin ise hesap verme yeri olduğunun idraki içerisinde olur.

Hz. Ali(r.a.) şöyle buyurur:
ارْتَحَلَتِ الدُّ نْيَا مُدْ بِرَةً وَارْتَحَلَتِ الْآخِرَةُ مُقْبِلَةً وَلِكُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا بَنُونَ فَكُونُوا مِنْ أَبْنَاءِ الْآخِرَةِ وَلَا تَكُونُوا مِنْ أَبْنَاءِ الدّ ُنْيَا فَإِنَّ الْيَوْمَ عَمَلٌ وَلَا حِسَابَ وَغَدًا حِسَابٌ وَلَا عَمَلٌ
“ Ey mü’minler! Dünya arkasını çevirerek yel gibi esip gitmekte, âhiret de ona karşı aynı sür’atle gelmektedir. Bu iki alemin insanlar arasında çocukları vardır. Ey Müslümanlar! Sizler, dünyanın değil âhiretin çocukları olunuz. Bu dünya iş günüdür, hesap günü değildir. Fakat yarın (âhiret) hesap günüdür, iş günü değildir.”48

Ata b. Es Saib bildirir: Vefat etmek üzere olan Ebu Abdirrahman es Süleminin yanına, Allahtan ümit kesmemesi konusunda öğütlerde bulunmak üzere gittik. Ancak o bize: Yüce Allahtan ümitliyim. zira seksen Ramazan oruç tuttum.49

Dünya hayatının geçici ve imtihan yeri olduğunu unutanların, ölüm anındaki acıklı durumlarını ve dünyaya tekrar geri dönmek istediklerini Kuranı Kerim şöyle anlatıyor:

حَتّى اِذَا جَاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلّى اَعْمَلُ صَالِحًا فيمَا تَرَكْتُ كَلَّا اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
“ Nihayet onlardan birine ölüm gelince, ‘Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım’, der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.”50

Şu ayette yaşanacak o pişmanlıkları bugünden haber veriyor bize:
وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فيهَا رَبَّنَا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذى كُنَّا نَعْمَلُ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَ كَّرُ فيهِ مَنْ تَذَ كَّرَ وَجَاءَكُمُ النذ يرُ فَذُ وقُوا فَمَا لِلظَّالِمينَ مِنْ نَصيرٍ
“Onlar orada, ‘Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim’ diye bağrışırlar. (onlara şöyle denilir:) ‘Sizi,düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”51

Kulluk İmtihanı
Bu dünyada yaşadığımız hayat, ölüm ötesi hayatımızı biçimlendiren davranışlar bütününden ibarettir. Bir imtihan yaşıyoruz, varlığımızın hikmetini de bu imtihan oluşturuyor:
اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا
“O, Allâh ki, hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattı”52 şeklindeki buyruğu ölüm ve hayatın yaratılış sırrını çok açık bir şekilde gözlerimizin önüne sermektedir. Ölümün hikmeti, insanın imtihanında saklıdır. Ölümle hayat sona ermeyecektir. öldükten sonra sonsuz bir hayat, insanı beklemektedir. İşte insan, iyi ya da kötü işlediği her şeyin karşılığını âhiret yurdu dediğimiz bu ölüm sonrası hayatında görecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulur:
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ اَمَدًا بَعيدًا وَيُحَذِّ رُكُمُ اللّهُ نَفْسَهُ وَاللّهُ رَؤُفٌ بِالْعِبَادِ
“Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister…”53 Ölüm insanın hesap vermesi, sorgulanacağı konuma kapı arlarken, fani varlığımızın, ebedi bir hayata attığı ilk adımı da temsil etmektedir.. Bu açıdan ölüm, tıpkı hayat gibi, âhiret yurdundaki ebedi mutluluğa ulaştıran bir vasıta ve nimet olarak algılanmalıdır. Hiçbir insan ölümle bu maddi dünyadan yok olup gitmek istemez. Herkesin tabiatında ebedî kalma fikri yatmaktadır. İnsan’ın bütün çabaları hayatta kalmayı temine yöneliktir. Dünya hayatının ölümle sona ereceğini bilen, ölümün ebedî hayatın bir başlangıcı olduğuna inanan bir insanın ebedî hayatı kazanmak için hazırlık yapma ihtiyacı duymaması düşünülemez. Peygamber Efendimizin şu hadis-i şerifi, bu hususta çok düşündürücü ve bir hayat rehberidir:
يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ﺛﻼﺛﺔ: أهْلُهُ، وَمَالُهُ، وَعَمَلُهُ؛ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقى وَاحِدٌ. يَرْجِعُ أهْلُهُ، وَمَالُهُ؛ وَيَبْقَى عَمَلُهُ.
“Cenazeyi, ehli, malı ve ameli olmak üzere üç şey uğurlar. Bunlardan ikisi geri döner, bir tanesi kalır. Ehli ve malı geri döner, ameli yanında kalır.”54
“Dünya âhiretin tarlasıdır” hadis-i şerîfi de bu gerçeği çok güzel vurgulamaktadır. Sâlih insan olmak, bu fânî dünyada iyi amel işlemekle mümkündür. Çünkü âhirettin bütün sermayesi, iyi ameldir. Ömür, sâlih amel işlemek için bir imkan ve bir fırsattır. Bu fırsatı ganîmet bilmek; “Bu gün Allâh için ne yaptım?” sorusuna cevap bulmak gerekir.
Kısaca, Allah’tan başka bütün yaratılmışlar fanidir, hepsinin ömrünün bir sonu vardır. İnsan da bu gerçeğin dışında değildir. O sebeple, bir gün mutlaka bu hayata veda edeceğini bilen insan ölüm ötesi hayata hazırlıklı olmalı, ebedi hayatının sermayesini kazanacağı yer olan dunyada yaşadığı zaman dilimini çok iyi değerlendirmelidir. Kuran, bu zamanın nasıl değerlendirileceğini gösteren ilahi düsturlar bütünüdür. Kısacık insan hayatını, ebedi olan ahiret hayatının kazanıldığı yer olarak değerlendirilebilmesi ancak müslümanca bir hayat çizgisi ile mümkün olacaktır.

Bu nedenle dostlarım, Allahtan hakkıyla korkalım. Kendi nefislerimize yönelelim. Taati seçmek, fucuru ve isyanı seçmek de

Nice insanlar hayatlarını fucur ve isyan üzerine yaşamışlar. Bunların sonlarından Allaha sığınırız.

İmam Zehebi, Kebair kitabında nakleder. Sürekli satranç oynuyan bir kimseye ölüm anında geldiler.

Dediler ki: Ey Falan, La ilahe illallah de, dedi ki Şah. Tekrar dediler ki: Ey Falan, La ilahe illallah de, Dedi ki Mat. Dediler ki: La ilahe illallah de. Dedi ki: Şah! Ve bu şekilde canını verdi ve bu şekilde öldü diye rivayet eder.
Hayatını sürekli oyun ve eğlence ile geçirenler, öldükleri zaman mahkum kalırlar.

Ne ile eğlenmiş ve neye dalmışlarsa, ağızlarından çıkacak kelimeler yine odur.

İbnul Kayyim Rahimehullah aktarır. Bazıları bana haber verdiler, dediler ki: Bizim tüccar bir akrabamız vardı. Ölüm döşeğinde iken biz ona gittik. Dedik ki: Ey Falan, La ilahe illallah de, dedi ki Bu kumaşparçası ucuzdur. Tekrar dediler ki: Ey Falan, La ilahe illallah de, Dedi ki Bu kumaşparçası pahallıdır. Dediler ki: La ilahe illallah de. Dedi ki: Bu ne güzel maldır! Ve bu şekilde canını verdi ve bu şekilde öldü diye rivayet eder.

Yine İbn Kayyim Rahimehullah aktarır. Gencin biri sürekli şarkı söylerdi. Ölüm anında ona yaklaştılar ve La ilahe illallah demesini telkin ettiler O şarkı söylemeye devam etti. O ölmeden önce en çok söylediği şarkıyı dili ile terennüm ederdi.

Muasır hocalardan biri anlatır. Benim yanıma bir genç geldi ve bana dedi ki: Hocam, benim babam bugün öldü. Allah için babama dua et. Hoca da bunun üzerine sormuş: Hayırdır. Dedi ki: Benim babam çok zor bir şekilde öldü. Çok kötü bir şekilde öldü. Bende kıssasını anlatmasını ondan istedim. Dedi ki: Benim babam sapa sağlam bir adamdı. Hiç bir hastalığı da yoktu. Sofradeyken birden karnını tuttu. Ben kusacağım dedi, karnım ağrıyor. Tuvalette gitti. Kapıyı kapattı. Biz içeri girmiyoruz. Kusmaya çalıştıkça yere çöküyor. Önce dizlerinin üzerine çöktü. Kusmak istedikçe Klosete kusmaya çalışıyor. Başını biraz daha eğdi.. Kusmak istedikçe Biraz daha eğdi. Ve en son yüzü pisliğe bulaşınca canını verdi. Biz kapıyı açtık baktıkki babam o şekilde canını vermiş. Hoca bunun üzerine genci annesine göndererek ona babasının ne amellerde bulunduğunu öğrenmesini istedi. Gitti ve sordu. Döndükten sonra dedi ki: Annem diyor ki, Senin baban namaz kılmazdı. Tamam, namaz kılmamak çok büyük bir cürüm ama bu namaz kılmayanların ölüm şekli değildir. Senin babanın yapması başka birşey vardır. Gitti tekrardan annesi der ki: Senin baban faiz yerdi, sizin haberiniz yok. Parası faizdeydi. Faizle alış veriş yapardı. Hoca dedi ki: Şimdi oldu. Pislik ve necaset yiyerek yaşayanlar. Ölürken de Allah onları rezillik ve ibretlik içinde canlarını alıyor.

Başka bir kıssa daha aktarmaya çalışalım. Kişi abdestini aldıktan sonra tuvallet klozetine düşüyor. Yüzü pisliğin içine bulaşıyor. Daha sonra bu kıssa kendisine anlatılan bir hoca bunun hanımına biri gönderiyor. Allah için diyor bu adamın yaptığı kötü bir ameli varmıydı. Bu adam neden böyle öldü? Hanımıda diyor ki: Ey şeyh, ben ne kadar red etsemde. Ben ne kadar karşı çıksamda. Bu bana sürekli arkadan yaklaşıyordu. Ve bana galebe çalıyordu. Allah Azze ve Cellenin haram kıldığı ameli benimle işliyordu. O hoca da tamam dedi şimdi oldu. Allahın haram kıldığı yollardan kendini tatmin etmeye çalışanlar Allah onların canlarını alırken ağızlarında pislik dolmuş bir şekilde alır.

Şimdi kardeşlerim ben siz hepimiz.
Ya ölürken Allah azze ve celle canlarımızı güzellik üzere alacak veyahut da az evvel anlatmış olduğum gibi Allah muhafaza bizi rezil edecek. Hem ahiretimizi karartacak hem de aynı zamanda dünyada bizim hakikatımızı insanlara gösterecek.

Ve daha tehlikeli olan nedir, bilirmisiniz kardeşlerim?

يُبْعَثُ كُلُّ عَبْدٍ عَلَى مَا مَاتَ عَلَيْهِ
Her kul Allahin huzuruna oldugu hal uzere dilir.55

Şarkı söylüyorsan şarkı söylerek Allahın huzuruna dirileceksin. Habis yersen, Allahın huzurunda Allah muhafaza pisliği yiyerek dirileceksin. Aynı zamanda Huzeyfe gibi Osman Radıyallahu anhuma gibi. İbn Teymiyye Rahimehullah gibi Kuran okuyarak canını verirsen. Allah Azze ve Celle huzurunda kuran okuyarak dirilirsin.

Peki neyapacağız? Korkacağız. Selef gibi bizlerde korkacağız. Böyle can vermekten korkacağız.

مَنْ خَافَ أَدْلَجَ، وَمَنْ أَدْلَجَ بَلَغَ الْمَنْزِلَ، أَلاَ إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ غَالِيَةٌ، أَلاَ إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ الْجَنَّةُ
Korkan yol alır, yol alan menzile ulaşır. Dikkat edin. Allahın satışa sunduğu şey Cennetdir. Ve Allahın sattığı cennet pahallıdır.56

Çalışacağız. Koşturacağız. Çabalıyacağız. Ama buna rağmen amellerimize güvenmiyeceğiz. Allahın rahmetini ve affını ve keremini umacağız.

İmam Kurtubi diyor ki: Sakın ha, amellerine ve imanına güvenme! Seni bu amele ve imana muvaffak kılan Allahtır. İstediği zaman onu senden alacak olan, gece hayır üzere gecelemene rağmen. Sabah uyandığında içinin bomboş olduğunu ve şerre meyilli olduğunu sana yapacak olan yine Allahtır.

Nice gece bakıldığında insanın gözünü alan çiçek. gece don vurduğuna sabah uyandığımızda sadece insanın miğdesini bunaltır.

Bu Allahın mümin olan kullarının üzerine olan tassarrufudur. Sakın kardeşlerim. Amellerimize güvenmeyelim. Kıldığım bir kaç namaza, tuttuğumuz bir iki aya tekabül eden oruça. Okuduğumuz bir iki hatim veya cüze güvenip, bizler Allaha salih amel takdim ediyoruz diye buna güvenirsek. Allah muhafaza Allah bizi kendi nefislerimizle baş başa bırakır ve canımızı aldığı zaman hoşnut olmadığı bir şekilde canımızı alır.

Peygamber As
مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءهُ وَمَنْ كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ كَرِهَ اللَّهُ لِقَاءهُ قَالَتْ عَائِشَةُ أَوْ بَعْضُ أَزْوَاجِهِ إِنَّا لَنَكْرَهُ الْمَوْتَ قَالَ لَيْسَ ذَاكِ وَلَكِنَّ الْمُؤْمِنَ إِذَا حَضَرَهُ الْمَوْتُ بُشِّرَ بِرِضْوَانِ اللَّهِ وَكَرَامَتِهِ فَلَيْسَ شَيْءٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا أَمَامَهُ فَأَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ وَأَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءهُ وَإِنَّ الْكَافِرَ إِذَا حُضِرَ بُشِّرَ بِعَذَابِ اللَّهِ وَعُقُوبَتِهِ فَلَيْسَ شَيْءٌ أَكْرَهَ إِلَيْهِ مِمَّا أَمَامَهُ كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ وَكَرِهَ اللَّهُ لِقَاءهُ . ”  

Kim Allahla karşılaşmayı severse Allah ta onunla karşılaşmayı sever. Ve kim Allah la karşılaşmaktan hoşnut değilse, Allah azze ve celle de onu karşısına almaktan hoşlanmaz. Aişe Anamız sorar: Bu ölümmüdür yani ölümden mi bahsediyorsun? Peygamber AS: der ki: Leyse Zelik. Fakat diyor ki Mümin Allahın rahmeti kendine hatırlatıldığında Allah ile karşılaşmak ister. Bir an önce Rabbimin huzurune gideyim de, Rabbimle karşılaşayımda, bana merhamet etsin. Kafir ise Allahın azabını duyduğu zaman Allah ile karşılaşmaktan hoşnut olmaz. Allahtan uzak kalmak ister.57

Şimdi su soruyu kendimize soralım?

Bizler mesela Allahın rahmetini, tövbeleri kabul edişini, cennetini işittiğimizde bir an önce onunla karşılaşayım ve bana merhameti ile muamele etsin.

Yoksa biz azabını ve cehennemi işittiğimizde, bir an önce bu konu kapansın diyen insanlarmıyız.

Çünkü her insan kendisinin Allaha ne takdim ettiğini en iyi bilendir.
Ey iman edenler, Allahtan korkun. Ve yarına ne takdim ettiğinize bi dönüp bakalım.58

Her insanın üzerindeki en hayırlı şahit insanın kendi nefsidir. Ve her insan kendisinin Allaha nasıl kulluk ettiğini bilen yine kendisidir.

Amelleri kötü olanlar. Amelleri Allahla karşılaşmak için hiç uygun olmayanlar. Allah ve ahiret günü hakkında bir şeyler duyanlar, o konun kapanmısını veya o ortamı terk etmek isterler.

Fakat amelleri güzel olanlar, bağzen günah işleseler bile bunu tövbe ile istidrak edenler. Tekrar tekrar Rablerini dönenler. Rableriyle karşılaşacığı günü umanlar, işledikleri günahları ne kadar büyük olursa olsun yaptıkları amellerle Allahın onları bağışlıyacağına inanlardır.

Onun için dostlarım. Allahtan korkalım. Yarın Allaha hesap vereceğimizi bilelim. Ve Allahın mutlaka bir son ile canımızı alacağına emin olalım.
Hayatımızı buna göre şekillendirelim.

Son nefesimizde nasıl can vermeği istiyorsak, amellerimizi buna göre yapalım.

En fazla hangi amelle Allaha yaklaşıyorsak, bilin ki Allah kimsenin amelini zayi etmez.
Sizin canınızı ve son nefesimizi de onun üzerine alacaktır.

Allah AC den temennim bizleri taat üzere muvaffak kıldıkları kullarından ve son nefesimizi taat üzere aldıklarından eylesin.

Rabbim bizi kötü sondan ve masiyet üzere can vermekten muhafaza buyursun. Şüphesiz ki O bana Kadir ve Güç Yetirendir.

ABDUSSELAM GÖK

 

1. Hadis Buhari
2. Siyer Alem Nubela, Zehebi
3. Hilyetul Evliya
4. El-Mufredat, Ragib el-İsfehani
5. (Zümer, 39/30).
6. Enbiya 34
7. Enbiya 35
8. Araf 34
9. Hilyetul Evliya
10. (İbnü’l-Esîr, Câmiu’l-Usûl)
11. Hilyetul Evliya
12. Bakara Sûresi, 96. ayet
13. Sahih Buhari
14. H
15. Sahih Buhari
16. H
17. H
18. Hilyetul Evliya
19. H
20. En’am, 6/61
21. Zemahşeri – Keşşaf
22. Hilyetul Evliya
23. Hilyetul Evliya
24. Vakia,56/83-85
25. Kıyamet,75/ 26-30
26. ( Kaf,50/19).
27. (Cum’a, 62/8)
28. Hilyetul Evliya
29. Nisa,4/78
30. H
31. Müslim
32. Sahih el-Cami
33. Buhari
34. Ölüm
35. H
36. Buhari
37. H
38. Haşr, 59/ 2)
39. H
40. Tirmizi
41. H
42. (Enbiya, 21/35)
43. Tirmizi
44. H
45. Hilyetul Evliya
46. Tirmizi
47. Buhari
48. H
49. Hilyetul Evliya
50. (Mü’minun, 23/99,100)
51. Fatır,35/37)
52. (Mülk,67/2)
53. (Al-i İmran, 3/30)
54. Buhari
55. Tirmizi
56. Tirmizi
57. Buhari
58. Haşr Süresi

Bizi takip et
Son Haberler

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Telegram
Print