İMAN VE TAVIR

Mehmet Beşir Eryarsoy

Her çağın kendine has ve yapısına uygun problemleri olduğu açıkça bilinen gerçeklerden biridir. Konumuz açısından da çağımızın ortaya çıkardığı problemler, -“imanın muhafaza edilmesi”nin büyük öneminden dolayı- küçümsenemez.
Bu durum, bizleri “imanı tehlikeye sokan düşünce, davranış, tavır ve tutumlar” üzeirne eğilmek zorunda bırakmıştır.

ANA HATLARIYLA İSLAM

-Dava ve Davet Erlerine-

Mehmet Beşir Eryarsoy

“Buna göre akıl, esas itibariyle büsbütün olmayan bir şeyi ortaya koymakla yükümlü değildir. Ya da onun böyle bir özelliği yoktur. Ama akıl, nasları ve eşyayı idrâk etmek, yasalarını bulmak, anlamak, yorumlamak ve bunlardan istifade etmek durumunda, ehliyet ve kabiliyetindedir. İslâm’ın da akıldan istediği bundan ibarettir. Bu hüviyetteki akıl, aynı zamanda teklifin ve vahye muhatab olmanın da zorunlu şartıdır.
 
İslâm, dini devre dışı bırakan eğilim, akım ve ideolojilerin yaptığı gibi, akla beşeriyetin yaşaması ve uygulaması için siyasal düzenler ya da ahlâk ve değer ölçüleri vazetmesi görevini vermez, ondan böyle bir fonksiyon icrâ etmesini istemez. Çünkü bunlar aklı aşan ve aklın yüklenemeyeceği, altından kalkamayacağı kadar ağır yüklerdir.”

Küreselleşmeye Karşı Duruşumuz

Mehmet Beşir Eryarsoy

Günümüz dünyasında Müslümanlar, oldukça sınırlı ve dar bazı alanlar dışında İslami olmayan şart ve oluşumların dayattığı ve İslami olmayan bir hayatta, birtakım ilişkilerin silsilesine mahkum edilmiş bulunuyorlar. İslam ise Müslüman’a İslam’ın öngördüğü bir hayat sürmeyi çevresini bu hayatın hedefleri doğrultusunda şekillendirmeyi ve bu hedeflere uygun bir yapıya sahip kılarak örgütlenmeyi hedeflemesini emretmektedir.

İSLAM DEVLET YAPISI
Mehmet Beşir Eryarsoy

Tarih boyunca otorite kavramı etrafında ortaya çıkan yöneten-yönetilen ilişkisi hep tartışma konusu olagelmiştir. Felsefi anlamda nihilizm ve politik anlamda anarşizm toplumsal realite ile bağdaşır olamadığına göre, böyle bir sorunun ortaya çıkması tabiidir. Bu demektir ki dün olduğu gibi bugün de konuyla ilgili daha çok şeyler söylenecektir. Siyaset veya devlet felsefesinin Batıda hayli geliştiği bilinir. Ancak başka kültürlerde ve özellikle İslâmda devlet felsefesinin yeterince araştırılmadığını kimse öne süremez. Hatta mezhepler tarihi ve kelam ilmi ile çok sayıda düşünce ekolünün bu merkezi konu etrafında şekillendiği bile söylenebilir. Beşir Eryarsoy, bu çalışmasında devlet felsefesini İslâmî temel yaklaşımlar, Asr-ı Saadet uygulaması ve buna bağlı ortaya çıkan görüşlerin belli bir sistematik içinde araştırılması, çağımızda hâlâ sorun olma özelliğini koruyan konunun daha iyi anlaşılmasında önemli bir katkıdır.

ENFAL SÜRESİNDEN EĞİTİCİ DERSLER
Muhammed Kutub

Şüphesiz beşer hayatındaki her bir şey ve bu kainatın tamamında her bir husus Allah’ın kaderi ile gerçekleşmektedir. Fakat Yüce Allah’ın kaderi birtakım sünnetler aracılığı ile cereyan eder. Şamı yüce Allah da indirilmiş olan Kitabı’nda bu sünnetleri bize öğretmiştir.

Yüce Allah bunları bu sünnetler gereğince yol almamız için öğretmiştir. Ayrıca ne bu maddi kainatta ne de beşer hayatında hiçbir şeyin bir raslantı sonucu meydana gelmediğini, ortaya çıkmadığını öğrenmemiz için bunları bize öğretmiştir.

20. ASRIN CAHİLİYESİ

Muhammed Kutub

İşte o ismi Müslüman olanlar tembellik içersinde hayatlarını sürdürürlerken yarın İslam'ın zafer sancağını başka bir milletin taşıdığını gördükleri zaman, kendi hallerinden utanacaklardır.
İşte o ismi Müslüman olanlar, bu gaflet uykularından ister uyansınlar, ister uyanmasınlar Allah'ın dinine tuzak kuranlar ve Allah'a karşı savaş açanlar isterse bu tuzaklarına ve savaşlarına devam etsinler, isterse bundan vazgeçsinler, mutlaka insanların tümü Allah'a dönecektir. Hem 'de bu dönüş son derece güçlü bir imanla olacaktır. Allah'a olacak olan bu dönüş, bugün bütün egemenliğini sürdüren inkarcı düşünceler ve insanların onlardan çektikleri ıstıraplarla tağutların meydana getirdikleri bütün zulümler oranında bir imanla doğacaktır. Ve bu iman nurunun pırıltıları, bu zulüm karanlıkları içerisinden büyük bir aydınlık vermeye başlamıştır. Yarın da aynı şekilde Allah'ın dini, bütün dünyayı aydınlatacaktır.
İslâm, dini devre dışı bırakan eğilim, akım ve ideolojilerin yaptığı gibi, akla beşeriyetin yaşaması ve uygulaması için siyasal düzenler ya da ahlâk ve değer ölçüleri vazetmesi görevini vermez, ondan böyle bir fonksiyon icrâ etmesini istemez. Çünkü bunlar aklı aşan ve aklın yüklenemeyeceği, altından kalkamayacağı kadar ağır yüklerdir.”

SOSYAL BİLİMLERİN İSLAMİ TEMELLERİ

Muhammed Kutub

Gerçek şu ki Batılı bilim adamı, bu bilimleri ele alırken her şeyiyle kendini bilime verdiğini ve pozitif bir dikkatle konusuna eğildiğini sanmaktadır. Oysa o; birtakım ön kabullerle sahaya girmiş olduğunun ve –farkında olsun ya da olmasın- bu ön kabullerin, konuyu ele alış şeklinde ve araştırmasından çıkardığı sonuçlarda etkili olduğunun da farkında değildir… Bu ön kabuller ise dini ve dinden alınan bütün ilhamları bütünüyle araştırma alanının dışına çıkarma gereğini duymaktır. Hatta batılı bilim adamı, bu ön kabule dayalı böyle bir tutumun üzerinde ısrarla durmasının, bilimsel araştırma karakterinin kendisine dayattığı bir görev olduğunu; çıkartılacak sonuçların doğruluk ve gerçeklik boyutlarının da bu ‘kutsal’’ görevi yerine getirişindeki samimiyetin boyutuna bağlı olduğunu sanmaktadır.
İşte bizim yolumuz bu noktada onların yolundan ayrılmakta ya da ayrılması gerekmektedir.